Zülfü Livaneli’nin Veda’sı, Atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve daha sonra silah arkadaşı olan Salih Bozok’un anılarından yola çıkılarak perdeye yansıyan bir Atatürk portresi.
Gelgelelim şimdiye kadar gördüğümüz Atatürk portrelerinin tüm tuzaklarına hiç atlamadan teker teker düşmüş, klişeler ve beceriksizlikler yumağı bir portre olmuş. Yaşamının son saatlerinde ölüm döşeğinde bir Atatürk ve yanı başında kafasında intihar düşünceleri dolaşan Salih Bozok bekleşiyorlar. Bozok oğluyla olan kupkuru bir veda sahnesini gereksiz kılan uzun bir açıklama mektubuyla bizleri zaman tüneline gönderiyor. Yine düşüyoruz 1880ler Selanik’inin yollarına...
Defalarca anekdotlarını dinlediğimiz çocukluk yılları sekansından Mustafa’nın daha sonra olacağı adama dair farklı bir açılım getirmesini bekliyoruz. Ama bunun yerine cılız birkaç kahramanlık sahnesiyle çocukluk ve ergenlik yılları akıp gidiyor. Üstelik bu sahneler -özellikler ergenlik çağlarında oynadıkları bir savaş oyunu sahnesi- bırakın dramatik bir etki taşımayı, Mustafa’yı hırslı, bencil, kibirli bir genç adam olarak yansıtıyor. Mustafa’yı anlamak, gelecekteki yüceliğinin belirtilerini gözlemlemek şöyle dursun, Bozok’un onsuz bir hayat düşünemediği adama karşı ne sempati ne hayranlık duyabiliyoruz.
Mustafa, biz içinde bulunduğu ortamın koşullarına ve bu ortamı popüle eden insanlara ve farklı görüşlere dair hiçbir şey anlayamadan, olgunlaşma süreciyle ilgili bir fikir geliştiremeden Atatürk oluyor. Ve hop diye yapacağı inkilapları iki sigara fırtı arasında sarfediveriyor. Sanki Türk vatandaşlarının Atatürk’ün ne eylediği hakkında hiçbir fikri yokmuş gibi, bu adamın nasıl ve neden Atatürk olduğundansa gereksiz bir canlandırmayla Atatürk dilegeliyor.
Ha Atatürk tüm bu bildiğimiz şeyleri öyle bir yapabilirdi, söyleyebilirdi ki bu film bir anma, saygı duruşu niteliğini alabilirdi en azından. Ama ne Atatürk’ü oynayan oyuncular, ne de yönetimle yontulabilecek nüans ve detaylarda bir meymenet bulmak mümkün.
Sonuçta ülkemiz ve dünya için yüce bir devlet adamını hayranlıkla ve kendi hayatlarımız ve günümüz Türkiyesi için de dersler çıkararak izlemek yerine sıkıntıya boğuluyor, saatin bir an önce 9’u 5 geçmesini bekliyoruz ne yazık ki.
Umuyorum ki böyle Atatürk’ü kundaktan ölüm döşeğine kadar izlerken hiçbir konuda derin ve dramatik bir hikaye üretemeyen filmlerdense, -aynı Nelson Mandela’nın tüm politikasını görev başında geçirdiği bir yıl süresinde ve tek bir alanda yaptıklarıyla anlatan Clint Eastwood’un bu hafta vizyona giren
Yenilmez filmi gibi- odaklı, detaylı ve anlamlı bir Atatürk filmi yaparız ve Türkiye’nin nasıl Türkiye olduğuna dair dünyayı da aydınlatabileceğimiz bir sanat ürünümüz olur.
Atatürk’le ilgili zaten bildiklerinize hiçbir şey katmayacak bu filmi izleyip kafanızda varolan Atatürk imajını da zedelemeyin derim.
Selin Sevinç