|
| |
|
| G. I. Joe: Kobra’nın Yükselişi, şimdiye kadar gördüğümüz süper kahramanlı aksiyon/macera filmlerinin tüm olay örgüsü, karakter çeşitlemesi ve dram/mizah dengesi özelliklerini yeniden pişirip bir efekt bulamacı içinde izleyiciye tekrar yedirmeye kalkan, nihayetinde banel ve heyecan vermeyen bir yaz filmi. detay >> |
| |
|
| İnsanlığın bilmedikleri her şeye karşı sergiledikleri zorbaca tutum, her şeyi savaşarak çözme alışkanlıkları ve çevrelerine karşı gösterdikleri yıkıcılık, Terra’yı Kurtarmak’ın merkezindeki ahlakçı mesajın vazgeçilmez parçaları. Ancak filmin ne çevreci ve barışçı çerçevesi ne de üç boyutlu teknolojide izlenebilirliği onu sürükleyici ve heyecan verici bir macera kılıyor. Kendini tekrar eden ve fazlasıyla ciddiye alan film, yüklendiği asil misyonuna kapılıp her şeyden önce çocuklara yönelik bir fantazi olduğunu sık sık unutuyor gibi. detay >> |
| |
|
| Scott’tan ve klasik Hollywood aksiyon filmlerinden bekleyegeldiğimiz gibi Metrodan Kaçış da gereksiz kahramanlaştırmalardan, müziği, kurgusu ve birden saçmalayan performanslarının da işaret ettiği ucuz zafer finalinden yoksun değil. Araya böyle yapmacık sevimsizlikler girmeden de ortalamayı ancak geçebilen film, zekice yazılmış senaryosu ve oyuncularının sağlamlığı sayesinde yaz sezonunun izlenebilir filmleri arasına giriyor. detay >> |
| |
|
| Histeri’nin onu korku türünün klasik örneklerinden ayıran en önemli özelliği, müzik ve kurgunun tırmanışıyla gelen, ani sıçramaları hedefleyen bir korku anlayışından çok, daha ilk anlardan çizdiği gerilimli atmosferi ve çocuklara yönelttiği şüpheci objektifiyle yüzeyde çoğunlukla sakin, ancak derinlerde müthiş sinir bozucu bir korku ortamı yaratması. Histeri mekanları, performansları ve yarattığı psikolojik gerilim atmosferiyle son zamanlarda yapılmış en gerçek anlamda gerilimli ve tüyler ürpertici korku filmlerinden. detay >> |
| |
|
| Küçük Deniz Kızı Ponyo’da Japon animasyon ustası Hayao Miyazaki, insan olmak isteyen bir süs balığının öyküsünü anlatıyor. Kendisini kayalık bir sahilde bir kavanoza sıkışmış olarak bulan beş yaşındaki Sosuke’yle Ponyo’nun arasında kurulan dostluk, Ponyo’nun insan olmaya giden macerasında yeşeriyor. Miyazaki’nin tadına doyulmaz animasyon dehasını ve yarattığı olağanüstü ve sıcacık dünyaları bu son filminde keşfetmek isteyenler Ponyo’yu kaçırmamalı. detay >> |
| |
|
| Fransız oyuncu Julie Delpy’nin yeniden yazarlık ve yönetmenlik koltuğunda kendini test ettiği son filmi Kontes, sanatçının beğeniyle izlenen önceki filmi Paris’te İki Gün’ün ne cesur enerjisini ne de coşkulu renkliliğini taşıyor... Kontes, kahramanını hareketlerini gerilerek ve merakla izleyebileceğimiz ürkütücü bir vampirella gibi yansıtmayı dahi başaramayarak sinema izleyicisini memnun etmekten uzak duruyor. Neticede film, Delpy’nin konuyla -öyle görünüyor ki- tamamen kişisel ilgisinin kupkuru, kapkaranlık ve ruhsuz bir meyvesi.detay >> |
| |
|
| Jean Lemire’nin şüphesiz tüm iyi niyetiyle üstünde çalıştığı, amacı ve sonuçları çok değerli, gerçekleştirmesi ise çok güç bir görevi üstlenen bir grup araştırmacı, bilim adamı ve filmcinin Antarktika’nın zorlu coğrafyasında geçirdiği 430 günün belgesi olan Dünyanın Sonundaki Kıta, sinemalarda gösterime girecek bir belgeselden ziyade National Geographic ya da Discovery gibi TV kanallarında yayınlanabilecek bir video güncesi. Yapım koşulları ne kadar çetin, görüntüleri ne kadar muhteşem de olsa film, bir belgesel tasarı ve kurgusunun eşsizleştirebileceği bir teknikten yoksun. detay >> |
| |
|
| Franklyn kendini beğenmiş, fazla iddialı, gereksizce ve tasarısızca karmaşık, temelsizce karanlık ve karamsar, karakterleri sevimsiz, performanslarıysa büsbütün gülünç bir film. Tek iyi tarafı, eğer Eva Green ve Ryan Phillippe’nin nasıl olup da beyazperdeye çıkabildiğini merak edenler varsa, Franklyn sayesinde kendilerine bu durumun yanlışlığı konusunda sapasağlam bir kanıt bulmuş olacaklar. detay >> |
| |
|
| Hayalet Sevgililerim, erkeklerin ve kadınların yaradılışlarıyla ilgili en klişe fikirleri ortaya koyan, bunu yaparken de iki cinse de düpedüz hakaret eden bir film. Kadın-erkek ilişkileriyle ilgili sözde zeki ve dürüstçe eleştiriler getiren romantik komediler furyasının kaçınılmaz bir parçası olan film, aslında her savını yüzüne gözüne bulaştıran zavallı bir romantik komedi müsveddesi. Ne McConaughey’nin canlandırması bile koca bir klişe olan Connor karakterinin, ne de kimyaları hiç uyuşmayan sulugöz Jenny’nin bir inandırıcılığı ve çekiciliği var. 40 yaşına gelmiş ikiliyi taze bir çift olarak hayal etmek ayrıca güç. detay >> |
| |
|
| Devlet Sırrı’nda, İslamcı tarafın da vatansever Fransız tarafın da aynı fiziksel ve psikolojik baskı ve eğitimlerle beyinlerinin yıkandığı ve aynı şekilde daha büyük güçler için silah olarak kullanıldıkları anlatılıyor. Her ne kadar bu adil bir bakış açısı gibi görünse de, filmin asıl amacı, İslamcı teröristlerin İslam’ı bahane eden sahtekarlar olduklarına odaklanırken, Batılının asıl hedef ve arzularının, ya da Doğu’yla ne dertleri olduğunun sorgulamasından zihinleri uzaklaştırmak, gibi geliyor bana. detay >> |
| |
|
| Aşka Son Şans, bildiğimiz klasik Hollywood romantik komedilerinden farklı olarak 40 yaşın üstünde, ne fizikleri ne de hayatla ilgili umut ve beklentileri pek parlak görünen iki insanın bir araya gelişini kutluyor. Dustin Hoffman ve Emma Thompson romantik ikilisinin yeşeren aşkının da sonbahar aylarında, Londra gibi hemen her daim gri ve kasvetli bir kentin meydanlarında geçmesi anlamlı. Filmde mizah da romantizm de, sanki kahramanlarının yaşı, içinde bulundukları kent ve mevsim gibi ağırbaşlı ve ölçülü bir şekilde aktarılıyor. detay >> |
| |
|
| Filmin ilk yarısı belli belirsiz bir çatışma noktasına işaret ediyor; geri dönüşlerle ‘büyük kötü’ Voldemort’un hiç de enteresan olmayan çocukluğundan sahneler gelişigüzel aktarılıyor; yaklaşık bir saat yalnızca Hogwarts yeniyetmelerinin aşkı keşfetmesini bekliyoruz; sonra da yazar ve yönetmenler paçaları tutuşmuş bir şekilde bir yerlerde maceraya atılınması gerektiğini hatırlayıp yarım saatlik bir koşturmaca/dram bulamacıyla zirveye hiçbir zaman ulaşmayan bir finalle son Harry Potter’ın da altını bağlıyorlar. detay >> |
| |
|
| Kaynak olarak aldığı Dillenger’ın gerçek öyküsüne sadık kalan film, her ne kadar efsanevi bir banka soyguncusunun hikayesinin kaçınılmaz aksiyon/gerilim öğelerini ve karizmatik çekiciliğini taşısa da Dillenger’ın pek de enteresan olmayan maçoluğu, aşk hayatı ve ölümü, filmi -Mann’in tüm çabalarına rağmen- sıradanlaştırıyor... Mann’in detaylı prodüksiyon ve kostüm tasarımı, keskin görüntü yönetimi ve kusursuz oyuncu kadrosu bile filme gerekli kanı sağlayamıyor. Öte yandan Mann’in filmde yakaladığı çizgiroman-vari estetik, filmin hafif içi boş içerik ve akışını anlamlı bir zemine oturtuyor. detay >> |
| |
|
| Felekten Bir Gece, geçen yazın Aşkzede filmini andıran kaba saba ama bir o kadar da hınzır mizahıyla eğlendiren bir komedi. Üç adamın hemen her insanın paylaşabileceği ‘içkinin ve eğlencenin dozunu kaçırma’ durumları sürükleyici ve hareketli bir macerayla birleşiyor. Böylece ortaya özellikle erkeklerin hemcinslerinin zaman zaman acıklı vaziyetlerini izlemekten özel bir zevk duyacağı duraksızca absürd ve bol kahkahalı bir film çıkıyor. detay >> |
| |
|
| Alan Ball’un okları yine dışardan ahlaklı ve kusursuz görünen Amerikan ailelerine yönleniyor. Arka fonda çirkin bir leke gibi beliren cinsel sapkınlık realitesinin kurbanı bu kez, Batılı bir toplumda hem ırkı, kültürü ve gelenekleri, hem de tomurcuklanan cinselliğiyle boğuşan Jasira oluyor. Ball, bu sapkınlığı hemen her sahnede sinir bozan, mide bulandıran bir açıklıkla, hem de acı bir mizahla resmediyor... Tabu öyküsü ve konuya eğilimindeki ciddiyet-mizah dengesiyle kimi bariz söylemlerinin bayatlığını kapatıyor. detay >> |
| |
|
| Deneyimli bir gerilim izleyicisinin öykünün içine çekilmeye direnip alaycı bir tavır takınması mümkün. Ama, bana göre Kapan, -zaman zaman olay örgüsü uğruna mantık çerçevesinin dışına çıksa da- kilit anları, anlık çözülmeleri ve zekice yeniden düğümlenmeleriyle soluksuzca takip edilen, türün hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir gerilim. Üstelik düşük bir bütçeyle beraber gelen basit öykü ve prodüksiyon tasarımı ve amatör performansları da filmin lehine işliyor. detay >> |
| |
|
| Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın son yıllarında geçen tarihsel-politik film İçimizdeki Düşman’da, Benoit Magimel ve Albert Dupontel idealist ve realist birer teğmen ve çavuşu canlandırıyor... İçimizdeki Düşman klişeleşmiş temalar benimseyen bir savaş filmi olarak beklenmedik anlarda dramatik olarak yükselen güçlü sahnelerle hem gerçeklik ve derinlik yakalıyor hem de izleyiciyi bunaltmaksızın çatışma sahneleri ve duygusal sahneler arasında rahat bir denge kuruyor. Üslup bakımından tüm kendinden eminliğine rağmen içerik bakımından çok daha çarpıcı olabilecek film, günün sonunda yoğun ve doyurucu bir dram. detay >> |
| |
|
| Filmde Juliette’in girdiği her diyalog, tanıdığı her insan, attığı her adım derinlerdeki bir yaranın salınımları, uzantıları, yansımaları gibi hissediliyor. Suçunu ancak filmin ortalarında, gerekçelerini ise sonlarında öğrenebildiğimiz Juliette her sahnede gerilmiş bir ok gibi, tüm sükunetinin ardında bir fırtına gibi filmin içinden geçiyor. Her ne kadar kılık ve volüm değiştirse de hemen her sahnede hüküm süren gerilim duygusu ilk yönetmenlik deneyiminde romancı Philippe Claudel’i takip edilmesi gereken isimler arasına alıyor... Gerilim ve trajedi hissi çoğu zaman satır aralarına yerleşmiş; film keskin olmasa da etkileyici, yalınlığıyla dinlendirici. detay >> |
| |
|
| Büyük beğeniyle takip edilen Buz Devri serisinin üçüncü filmi Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı’nda tanıdığımız sevimli kahramanlar bu kez yeraltında dinozorların hüküm sürdüğü bambaşka bir dünya keşfediyorlar... Serinin üçüncü filminde ne çok başka espriler ne de taptaze karakterler bulmak mümkün. Buzulların altından çıkan dinozor dünyasında yaşanan maceralar maalesef biraz zorlama duruyor. Ancak 3D teknolojisiyle seyirciyle buluşan film, çocuklar için şüphesiz büyük bir eğlence olacak, büyüklerin de salondan tatminsiz çıkacağını sanmıyorum. detay >> |
| |
|
| Pek Yakında, bir korku filmi kahramanının filmi izleyen ve korsan satışını yapmaya kalkışan iki gence musallat olması çevresinde dönen eski moda bir korku filmi. Aynı zamanda sinema izleyicisinin korku sineması izlemekten aldığı o voyeuristic (röntgenci/sapkın) haz duygusunu ele alarak modern bir sinema salonunda kurulmuş Tayland yapımı film, çoğu zaman beceriksiz oyunculukları, acemi sinematografisi ve tipik hayalet filmi klişelerine sığınan senaryosuyla bir öğrenci filmi havasında geçiyor. detay >> |
| |
|
| 2007 yazının blockbusterlarından Transformers’ın beklenen devam filmi Transformers: Yenilenlerin İntikamı, yine Shia LaBeouf, Megan Fox ve John Turturro gibi isimleri iki buçuk saatlik bol patlamalı ve çarpışmalı bir filmde bir araya getiriyor. Erkek çocuklarına hitap eden bir aksiyon ve mizah karışımı yine bu filmde de mevcut. Yönetmen Michael Bay, eğer bir yığın tenekeyle neler neler yapabileceğinden şüphesi olanlar varsa diye bu kez kendini bu alanda kanıtlamakta kararlı görünüyor. Bu film de kuşkusuz hedef kitlesine ulaşmak ve meraklısını tatmin etmekte eksik kalmayacaktır. detay >> |
| |
|
| Korku ustası Wes Craven’ın 1972 yapımı aynı adlı filminin yeniden çevrimi Soldaki Son Ev, yine soluk soluğa, bol sürprizli olay örgüsü ve yepyeni ve sapasağlam oyuncu kadrosuyla izleyiciyle buluşuyor... son zamanların zıplatma ve şok etme hedefleriyle yola çıkan korku filmlerine göre çok daha gerçekçi, karanlık ve sarsıcı... tecavüz, cinayet ve bol kanlı sahnelere tahammül edebilecek bir izleyiciyi tatmin edecektir, ancak intikam duygusu ve fantazisini körüklemesi nedeniyle sakıncalı bir film olabileceği konusunda da uyarmak yerinde olur. detay >> |
| |
|
| Teklif romantik komedi tür ve karakter özelliklerinin tamamına sahip, alabildiğine klişe bir film. Günümüzde orijinal bir film yapması en güç türlerden biri olan romantik komediyi ayakta tutan tek şey de yıldızlarının kimyası ve yan oyuncularının performansları. Teklif de dudak uçuklatıcı bir olay örgüsündense bu kulvarda yarışarak çıtanın biraz üstüne çıkmayı başarıyor. Sandra Bullock ve Ryan Reynolds zaman zaman şımarıklık sınırlarını zorlayan keyifli rollerle karşımızda. Meşhur Altın Kızlar’ın Rose’u Betty White gibi birkaç sürpriz yan rol de filme neşe katıyor, sağlamlık veriyor. detay >> |
| |
|
| Aksiyon filmleri için 12 sekans fikrinden oluşan filmin, en yakın spor salonundan bulunup sete götürülmüş kahramanı ve bombaların patlayıp çarpışan arabaların birbirini kovaladığı testesteron yüklü tasarımı, bu cümleyi iştahla okuyan izleyiciden ziyade kimseye çekici gelmeyebilir. Nitekim filmde karmaşaya bulanmış bir zeka oyunundan öte bir cevher bulmak güç... Mantığın bir tarafa bırakılıp etrafın bir kadın için yıkılıp döküldüğü maço bir aksiyon filmi için 12 Tuzak ideal. detay >> |
| |
|
| 17 Yeniden’de tam da bu telkin ediliyor: hayatı sorgulamayı bırak, sahip olduklarınla yetin, boynunu eğ, önüne bak. Aile kurumu, çalışıp para kazanma, sıradan bir vatandaş olma nosyonları desteklenmekle kalınmıyor, bir de Hollywood paketine sarılıp izleyiciye pazarlanıyor. 17 Yeniden bu paketin cazibesine elbette büyük özen göstermiş. Genç kızların sevgilisi Zac Efron ve birkaç Star Wars esprisi de bu amaca hizmet etmek üzere iş başında. Bu filmden yepyeni ve heyecan verici buluşlarla çıkmak mümkün görünmüyor, eğlence ve komedi oranı ise ortaokul seviyesinde. detay >> |
| |
| 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 |
| |
| |
| |
| |