29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
 
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 
 
Aramızda Casus Var - Coenler’den Olağandışı, Taptaze Bir Çılgınlık 28.11.2008
Temelde hemen herkes gibi hayatlarında aşk, para ve huzur bulmak isteyen orta yaşlı karakterler, kendilerini gerilim dolu bir ajan filmiyle Salak ile Avanak tarzı bir komedi karışımının ortasında bulurlarsa ne olur? Aramızda Casus Var’da bu iki apayrı dünyanın çarpışmasından hem çok komik hem de şok edici bir öykü doğuyor. Coen Biraderler öyle bir olay örgüsü yaratıyorlar ki, kulağa çılgınca gelen olaylar çok karikatür duran karakterlerin başına geliyor, ancak yine de ortaya tüm absürdlüğüne rağmen son derece gerçekçi bir nabzı olan, sonuna kadar her yöne evrilebilecek gibi taptaze kalan bir film çıkıyor. detay >>
 
Lorna’nın Sessizliği - Sıradan Görünenin İçindeki Dram 28.11.2008
Belçika’nın fakir kesimlerinden insan manzaraları sunan Dardenne biraderler bu filmlerinde de geleneklerini sürdürmüşler. Günlük hayatı doğal akışı içinde gösterirken yine anbean ana karakterin en ufak hareketlerine dikkat çekerken, sıradan görünen hayatın derinliklerinden sarsıcı öyküler bulup çıkarıyorlar. Lorna’nın Sessizliği, ‘sanat sineması’ deyip filme burun kıvıracak seyirciyi şaşırtacak denli hareketli, entrikalı ve sürükleyici. Başroldeki Arta Dobroshi’nin performansı görülmeye değer. detay >>
 
Madagaskar 2 28.11.2008
Madagaskar 2, New York’lu bir hayvanat bahçesinden kaçan bir grup hayvanın kendilerini Afrika’da bulup akrabalarıyla karşı karşıya gelmelerini anlatıyor. Kent hayatından Afrika’nın doğasına geçiş yapan hayvanlar kendi hayvan kimlikleriyle yüzleşiyorlar. Çocuklar için olduğu kadar büyükler için de zevk alınabilecek, renkli karakterleri, şık esprileriyle görülmeye değer bir çizgi film. detay >>
 
Gomorra 21.11.2008
Amerikan gangster/mafya filmleri gibi suçu aksiyon ve dramla devleştiren, özendiren, ya da City of God (Fernando Meirelles, 2002) gibi şiddeti stilize eden filmlere göre Gomorra, çok daha soğuk ve ham bir sinemayla aksiyonun değil suçun içine çekilmenin öyküsünü anlatıyor... Filmin montajı, çekimleri, performansları yoğun bir belgesel hissi veriyor. Çoğu zaman gördüklerimiz o kadar gerçek ki bir kameranın orada olmuş olabileceğini hayal edemiyoruz. Bunun bir kurmaca olduğunu akıl almıyor. Bu yöntem aynı zamanda beraberinde zaten bölük pörçük, bol kişili ve öykülü filmi daha da takibi zor hale getiriyor. detay >>
 
Osmanlı Cumhuriyeti - Komik Olmayan Komedi Nasıl Yapılır! 21.11.2008
Bu fikir üzerinden ne manzaralar elde edilebilecek, ne yaratıcı karakterler, ne zekice espriler yazılabilecekken, tam tersine karşımızda son derece ilk akla gelecek şekilde düşünülmüş ve yazılmış bomboş ve zevksiz bir film var... Türkiye’de komedi filmi yapmak yalnızca espri yapılacak ortam hazırlamaktan geçiyor sananlar, sanıyorum bu filmin nasıl da hiç komik olamadığını görüp kendilerine bir ders çıkartacaklardır. Böyle boş ve komik olmayan bir komedinin zihinleri tembelleştireceğini ve mizah dağarcığımızı kirleteceğini düşündüğümden filmi kimselere öneremiyorum. detay >>
 
Destere 21.11.2008
Ünlü Testere serisi üzerine hiciv yapmak üzere çekilen Destere, yine bu hafta vizyona giren Osmanlı Cumhuriyeti filmi hakkında yazdığım Komik Olmayan Komedi Nasıl Yapılır! adlı yazımın içeriğindeki eleştirilerime ortak yergileri hak ediyor. Hemen her yıl bir devam filmi çekilen bayağı bir korku filmi üzerine komik bir Türk uyarlaması yapmak kulağa iyi bir fikir gibi gelse de, Destere’nin öyküsü ve tasarısının orijinal korku filmiyle ilgisi olmadığı için iki film arasında kurulan bu bağ anlamsızlaşıyor. Yepyeni bir tema ve öykü olarak düşünülse bile film son derece sıkıcı; sürekli tekrarlanan espriler bayat. Destere ne hiciv, ne komedi, ne herhangi bir şey... Az da olsa böyle işlere neden para harcanır, neden halkın mizah duyguları böyle köreltilir anlamış değilim. detay >>
 
Gitmek: Benim Marlon ve Brandom - Sansürlü Aşk Öyküsü 14.11.2008
İstanbul’dan Diyarbakır ve Mardin’e, daha sonra İran’a ve Kuzey Irak’a uzanan bu özlem ve bağlılık duygularıyla örülmüş yolculuk, son derece doğal, akıcı ve dokunaklı olduğu kadar da mizah yüklü bir serüven... Bir Türk kızıyla bir Kürt erkeği arasında bir aşk doğabiliyor muymuş görmek ve aşkın sınır tanımadığını bu içten karakterlerin öyküsünde bir kere daha keşfetmek için Gitmek’i kaçırmamanızı öneririm. detay >>
 
Bahçemdeki Ateş Böcekleri - Baygın Bir Aile Dramı 14.11.2008
Bahçemdeki Ateş Böcekleri, gerçek bir ana fikri olmaksızın dramatik bir olay çevresinde, baş karakter dışındakileri ilgilendirmeyecek zayıf bir baba-oğul ilişkisini irdeliyor. Ne yazık ki bunu yapması, karakterler arasındaki kişisel sorunlar dışında çatışma noktası olmayan bir öykü için çok çok uzun sürüyor. Film boyunca benzer şeyler tekrar tekrar olurken ne kendi içlerinde enteresan olan ne de aralarındaki bağlar içten görünen karakterler, daha çok yorucu bir öykünün içinde kıvranıp duruyorlar. Özellikle Ryan Reynolds’un samimiyetsizliği ve iticiliği filmin ihtiyacı olan sıcaklığı imkansızlaştırıyor. Yıldız kadroya rağmen sıradan, gevşek ve ışıltısız bir senaryo ve bunun beraberinde kaçınılmaz olarak gelen baygın bir seyirlik.detay >>
 
High School Musical 3: Senior Year - Hollywood’dan Pamuk Gibi Bir Gençlik 14.11.2008
High School Musical 3, gerçeklerle çoğunlukla bağdaşmayan bir Amerikan rüyası sunuyor izleyenlere. Her şeyin ideal olduğu bir dünyada ufak tefek pürüzlerin de bir şarkı iki gülüşle çözüleceğine dair umutlar serpiştiriyor. Ancak sündürüldükçe sündürülen duygu patlamaları, sahte ilişkiler ve abartılı dostluk mesajları -zırt pırt hortlayan şarkılar bir yana- en pozitif gençlerin bile tüylerini diken diken edecek türden... Gençlerin etliye sütlüye karışmadan pamuk gibi bir hayat süreceklerini düşünmek mümkün mü? Hatta gerekli mi? Böyle bir filmin gençleri uzun vadede otlaştırmaktan başka ne işe yarayabileceğini düşünmek gerekir. detay >>
 
[Rec] Ölüm Çığlığı - İspanya’dan Taze Kan 14.11.2008
Artık başlı başına bir tür haline gelmiş olan zombi filmlerine son bir örnek İspanya’dan geliyor. [Rec] Ölüm Çığlığı dehşet verici bir olayı, filmin öyküsüne dahil bir kameranın merceğinden, kendi içinde tutarlı ve gerçekçi bir şekilde, bayatlaşmadan ve saçmalamadan yüksek gerilimi sonuna kadar koruyarak anlatıyor... [Rec] Ölüm Çığlığı, çok alışık olduğumuz izolasyon ve salgın temaları çevresinde dönen öyküsüne ve büyük bir rahatlıkla bayağı ve itici durabilecek estetik seçimlerine rağmen, en klişe kabul ettiğimiz bir türden bile iyi bir senaryo, yönetim ve oyunculuklarla alnının akıyla çıkıyor; korku sineması tutkunlarına tam dişlerine göre bir seyirlik armağan ediyor. detay >>
 
Quantum of Solace 07.11.2008
İkinci kez James Bond rolünde karşımıza çıkan Daniel Craig’e maceralarında bu kez son Bond kızı Olga Kurylenko eşlik ediyor. Açıkçası öyküde neler döndüğünü anlamak güç. Yalnızca kim iyi adam kim kötü adam, kim kimin ayağını kaydırmaya çalışıyor, dengeler ne zaman değişiyor, onu sezebildim. Çok sayıda mekanda gerçekleşen karmaşık olayların detayını çözmek biraz problemli olabilir ama aksiyon arayanlar Quantum of Solace’tan tatmin olarak çıkabilirler. Çünkü Bond, bu macerasında çok hareketli aksiyon sahnelerinde sık sık boy gösterdiği gibi, karanlık bir yüzünü de izleyiciye gösteriyor. İntikam ateşiyle hatalara düşen daha şiddetli, kızgın ve dertli bir Bond var karşımızda. detay >>
 
Issız Adam – Çağan Irmak’tan Kıro Sevda(lı)lara Gazel 07.11.2008
Çağan Irmak ideal meslekler, ideal apartman daireleri, ideal hobiler, fikirler ve kostümlerle donattığı karakterlerini, modern insanların modern dertlerinden dem vuran, modern aşkların sancılarını anlatmaya çırpınan bir öykü içerisinde, bu idealizmin tam orta yerinde, nasıl bu kadar ilkel, yabanıl, hayvansı ve de en önemlisi, tabiri caizse ‘kıro’ yapabiliyor?... Hal böyleyken biz Alper’i niye sevelim? Ada’ya niye saygı duyalım? Bir ay içerisinde ‘en unutulmaz aşk’ kategorisine girmesi için birlikte iki kokoreç bir dürüm yemişlikten öte bir derinliği olmayan bu aşka niye inanalım? İki laftan birinde Irmak’ın idealize ettiği düşüncelerini duyduğumuz entelektüel boşalımlara, şiirsellik fışkıran ancak özü kıroluktan başka bir şey olmayan diyaloglara, bu şımarık romantizme nasıl katlanalım? detay >>
 
Güneşin Oğlu - Fantastik Komediler Furyasından... 07.11.2008
Fantastik ve absürd bir öyküden yola çıkarak çektiği komedi filminde Ünlü, zaman zaman mantığa zar zor uydurabilse de sürükleyici olmayı başaran, zaman zaman -özellikle de oyuncuların gücünden destek alarak- güldüren, neşeli, hafif bir film yapmış... Güneşin Oğlu bol küfürlü, kolay gol heveslisi olmasına rağmen son zamanlarda sinemalara dadanan ucuz komedi furyası içinde daha iyi düşünülmüş, daha iyi performanslardan yararlanılmış, daha hoş bir film. Film ayrıca yalnızca dokuz günde çekilmiş olmasıyla da ilgi çekici. detay >>
 
Mustafa – Can Dündar’dan Kapsamlı Ata Belgeseli 31.10.2008
Can Dündar’ın Sarı Zeybek’ten (1993) sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatıyla ilgili yaptığı ikinci, ve bu kez çok daha geniş kapsamlı belgeseli, Ata’nın kurduğu cumhuriyetin sarsıntılar geçirdiği 85. yıldönümünde vizyona girdi. Atatürk’ün doğumundan ölümüne yaşadıklarını kronolojik bir sırayla perdeye taşıyan film, böylesine büyük bir devin tüm dönemlerine, tüm düşüncelerine ve bir ülkenin geleceğini çizen tüm hareketlerine yeterli bir detayla eğilemese de Ata’nın yaşamıyla ilgili toparlak bir izlek sunuyor. detay >>
 
Düşes – Ölçülü Bir Özgürlüğün Kurbanı 31.10.2008
Düşes’te, Keira Knightley’nin canlandırdığı, moda merakı, evlilik dışı ilişkisi ve politik konulara eğilimiyle döneminin en popüler kadınlarından olan Devonshire Düşesi’nin öyküsü anlatılıyor. Film, en son Boleyn Kızı’yla bizi hayal kırıklığına uğratan kostüm draması türünün birçok örneğine göre ortalamanın üstünde bir duygusal ve düşünsel derinliğe ulaşmayı başarıyor... Düşes, kostümlerinin ve balo sekanslarının büyüleyiciliğinden çok sosyal içeriği dolgun ve nükteli senaryosuyla izleyenleri çekmeyi hedefliyor. detay >>
 
Mükemmel Bir Gün - Bir Özpetek Enkazı 31.10.2008
Ferzan Özpetek’in son filmi Mükemmel Bir Gün, evlilikleri sona ermiş bir çiftin son hesaplaşmasını konu alıyor. Ayrılığı kabullenemeyen bir erkekle, işini kaybetmiş, çocuklarını korumaya çalışan bir kadının 24 saatinde geçen öykü, tek başına olacak olsa yeterli dramatik güce sahipken konuyla zayıf bir şekilde bağlı olan başka insanların orantısız yoğunluklarla olur olmadık zamanlarda ana öyküye teğet geçen öyküleriyle bulanıyor. Isabella Ferrari’nin güçlü performansına rağmen Mükemmel Bir Gün, Özpetek’in entellektüel karmaşası ve rastlantısal duygusal boşalımının kurbanı olmuşa benziyor. detay >>
 
Rüya - Kim Ki-Duk Romantizminde Geri Adım 31.10.2008
İki insan arasında sadakatin hayati değer taşıyabildiği bir kader ilişkisine dair düşünsel bir yolculuk olarak tasarlanmış film, alıştığımız Kim Ki-Duk romantizmini yine taşıyor. Ne yazık ki, kariyeri boyunca konuları ne kadar uçuk olursa olsun izleyiciyi rahatlıkla içine alabilen Kim Ki-Duk, Rüya’da senaryosu ve artistik seçimleriyle daha kendine güvensiz bir portre çiziyor. Bunun temelinde yattığını sandığım altyapısızlık ve özensizlik filmdeki kimi romantik ya da felsefi öğeleri zaman zaman absürd, hatta gülünç gösteriyor. detay >>
 
Zor Karar 31.10.2008
Zor Karar, Nicolas Cage’in son zamanlarda yaptığı averajın bile altına düşen tipik aksiyon filmlerinden bir tanesi daha. Son işini yapmak üzere Bangkok’a giden bir suikastçının işinde duygularına yenilmesi sonucu kendini felakete sürüklemesini anlatan film, ne yeni ne de heyecan verici bir seyirlik sunuyor izleyenlere. Son zamanlarda yapılmış en sıkıcı aksiyon filmi bu olabilir. Dikkat! detay >>
 
Üç Maymun - Ahlaki Çöküşün Karanlık Suları 24.10.2008
Hatice Aslan, Yavuz Bingöl, Ahmet Rıfat Şungar ve Ercan Kesal’ın her biri ödülü hak eden performanslar verdiği film, alt sınıf bir ailenin ahlaki çürümesini konu alıyor... Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da kazandığı başarı kesinlikle haksız değil. Yönetmenin sinema anlayışının kişiselliği ve insanı merkezine alan doğasından kaynaklanan evrenselliği belki de en çok bu filmde kendini gösteriyor. Film, öykü olarak son derece zengin ve leziz; sinema tekniği bakımından kusursuz; estetik açıdan tadına doyulmaz ve oyunculuk açısından tam bir şölen. detay >>
 
Testere V 24.10.2008
Testere filmlerinin en yeni filmi Testere V’te Jigsaw efsanesini yaşatacak son kişi olan kriminal uzman Hoffman, sırrının açığa çıkmaması için Jigsaw cinayetlerini araştırmaya devam ediyor. Serinin bu son filminde de işledikleri günahlardan ders alması için seçilen kurbanlar, ölümcül tuzaklar ve bol kan var. Testere hayranları sanırım bu filmde de önceki filmlerden aldıkları zevki alacaklardır. Ama Testere V’te yeni bir şeyler görmek isteyenler aradıklarını bulamayacak; bunun yerine bayat performanslar, yine aynı karmaşık kurguya yerleşik işkence sekansları ve Jigsaw’un dahiyane felsefesinin flashbackleri sizi bekliyor. detay >>
 
45. Altın Portakal’ın Ardından 23.10.2008
Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) ve Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın (AKSAV) işbirliği ile 10-19 ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali ve 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali geçtiğimiz pazar günü sinema sanatçılarına altın portakallarını dağıttı. Bu yıl yarışan yarışmayan birçok iyi filmin boy gösterdiği festivalde, tahmin ediyorum Tuncel Kurtiz ve Paul Verhoeven’in başkanlığını yaptıkları iki yarışmada da zorlu kararlar alındı. Final gecesinde dağıtılan ödüller bu yıl biraz olsun daha geniş bir yelpazeye ulaşırken yarışmanın birkaç ağır topu festivalden hemen hemen tamamen eli boş döndü. detay >>
 
Max Payne - Soğuk Bir İntikam Masalı 17.10.2008
Max Payne’de Sin City-vari bir atmosfer, Matrix-vari efektler, Max’in ruh hali kadar karanlık ve alacağı intikam kadar soğuk bir hava hakim. Sanat yönetimi ve prodüksiyon tasarımı son derece şık olan filmde Max Payne’in video oyununda başından geçen düzinelerce olay tek bir olay örgüsüne sıkıştırılmış gibi kimi zaman kopukluklar gösteriyor. Her ne kadar Max Payne video oyunundaki tüm boyutlarıyla dolu dolu yansıtılmaya çabalanmışsa da, üstün artistik elementler bile filmi bir bütün olarak tutmaya yetmemiş. Yine de, özellikle kanatlı şeytansı varlığın belirdiği sahneler tek başlarına izlenmeye değer. detay >>
 
Tropik Fırtına - Bol Yıldızlı Hollywood Parodisi 10.10.2008
Zaman zaman filmin komedisi yorucu olabiliyor ama yine de Tropik Fırtına Hollywood filmiciliğinin acımsızlığına, yıldız oyuncuların boşluğuna ve üretimlerin sahteliğine bol esprili ve keskin bir dille yaklaşıyor. Özellikle Robert Downey’nin karakteri ve Tom Cruise’un dansı için görülmeye değer. Ancak ne olursa olsun film, oyuncuların oynarken gülüp eğlendikleri kadar komik ya da eğlenceli olamayabiliyor. Filmin setinde olmak eminim kendisini izlemekten daha keyifli olurdu. detay >>
 
Aşkın Peşinde - Olgunlaşma Hastalığına Dair 10.10.2008
Aşkın Peşinde, yaşlı ve gencin, eski ve yeninin, sofistike ve tazenin, şüphe ve umudun dansettiği, edebi gücü yüksek, performansların etkili olduğu yakışıklı bir film. Korkulardan ve arzulardan hareketle pişmanlıkta buluşan bambaşka tarihlere ait iki ölümlü ruh, olgunlaşma hastalığının -olgunlaşmış olmanın ve olgunlaşma gereğinin- kurbanları. Biri yaşlılığın öğrettiği sevginin ve mutluluğun düşük görünen ihtimalinin gölgesinde, diğeri sevginin her şeye kadir olduğu hayalciliğinin peşinde olası bir mutluluğu itiyorlar. detay >>
 
Vicdan - Aşk Üçgeninde Enteresan Salınımlar 10.10.2008
Nurgül Yeşilçay, Murat Han ve Tülin Özen’in canlandırdığı bu üç karakter saplantılarının doğrultusunda aldıkları kararlarla kendilerini uçurumun kenarında buluyorlar... Vicdan’da senaryonun zaman zaman bıraktığı tatminsizliğin imdadına neyse ki sağlam bir kurgu ve görüntü yönetimi yetişiyor... Vicdan, oyuncuların değil ama performans yönetimlerinin, aksayan diyalogların, zaman zaman akmayan ve doyurucu olamayan öyküsünün getirdiği zayıflıklarına rağmen ruh taşıyan, tertemiz icra edilmiş, kendini izlettiren bir film. detay >>
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 
 
 
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.