|
| |
|
| Mutluluk’da Türk sinemasında görmeye alışık olmadığımız bir sinemacılık bileşimi görüyoruz: gerilim, doğru zamanlamalar, güzel diyaloglar ve çoğunlukla doğru oyunculuklar... Kimi rahatsız edici faktörleri bir yana bırakırsak, Mutluluk özellikle görüntüleriyle ve öyküsünün başarılı diyalog ve ifadelerde hayat buluşuyla Türk sinemasının yeni ve yetkin yüzünün iyi bir temsilcisi.detay >> |
| |
|
| Kirli Sırlar dinamizm, hız, gerilim ve aksiyon fakiri bir film ne yazık ki. Böylesine zengin bir konu ahlaki yozlaşmanın, bireylerin yalnızlaşmasının, inançların çözülmesinin öyküsü olarak uygun bir ritimle şekillenebilirdi. İnsanların empati kurabileceği boyutlara taşınıp hem sinema tarihine bir yapıtaşı olarak geçebilir hem de heyecan dolu bir yapıt olabilirdi. Belki De Niro’nun oyunculuktaki etraflı üslubunu yönetmen koltuğunda da oturtması için biraz daha zamana ihtiyacı var.detay >> |
| |
|
| Donnersmarck bu ilk filmiyle bizleri sinemada dürüstlüğün, açıklığın, özgünlüğün tadına vardırıyor. Sert gerçekler ve güçlü duygularla bezeli Alman savaş tarihinin kıyısına yerleşmiş unutulmaz bir film Başkalarının Hayatı. Tüm basitliğine rağmen son zamanların en etkileyici ‘son’u, filmin sakin ilerleyişine bir o kadar dingin bir nokta koyuyor.detay >> |
| |
|
| Nazım’ın portresini tutarsız ve dengesiz bir biçimde çizen ve sinemacılık açısından da doğru noktalara temas etmeyi başaramayan bir sinema var karşımızda. Öyle ki film, sinemadan çok bir ortaokul müsamaresini, ya da kimi hoş görsellerle süslenmiş bir edebiyat ödevini çağrıştırıyor... Nazım öylesine sevimsiz ve zavallı, kimi zaman sinir bozucu olabiliyor ki, şairi tanımayan yabancı meraklılarda ve genç kitlelerde Nazım’ı okuma isteği bile uyandırmayacağını düşünüyorum.detay >> |
| |
|
| Skandal’da masumiyet en beklenmedik yerde tükeniyor; suç türüyor. Eyre, insan doğasının çetrefilini tüm hayatları pahasına kararlar alabilecek kadar uçuruma sürüklenmiş cüretli, ama bir o kadar da kırılgan karakterleri üzerinden betimliyor... Dench’in ses tonu, dili kullanışı, seri, uzun ve iğneli ifadeleri; Blanchett’in yumuşaklığı, neredeyse çocuksu saflığı ve iyiliği ile izlemeye doyulmaz bir denge oluşturuyor.detay >> |
| |
|
| 79. Oscar ödül töreni dün gece yine görkemli bir kırmızı halı geçidinden sonra Kodak Theatre’daki samimi şov eşliğinde Oscar heykelciklerini sinema emekçilerine dağıttı... Bu yıl ilk kez bu kadar uluslararası bir film yelpazesiyle milyonlara hitap eden Akademi ödül dağıtımıyla da evrensel bir mesaj veriyor gibiydi.detay >> |
| |
|
| Eastwood kendisinden beklenen olgun savaş dramasını veriyor. Filmin, savaşın vahşetini; askerlerin yaşadıkları travmaları; savaşanların kahraman değil görevini yerine getirmeye çalışan birer sıradan ama cesur insan olduğunu anlatan hümanist savaş filmlerinden çok büyük farkla ayrıldığını düşünmüyorum.detay >> |
| |
|
| Stephen Frears İngiltere için çok hassas ve tartışmalara bu kadar gebe bir öyküyü dengeli bir senaryo ve hızlı bir ritimle izleyenlerin herbirine ulaşmayı başararak kotarmış. Değişen halk ve değerler karşısında bir Kraliçe’yi konu alarak İngiliz halkına da sempatik bir bakış yöneltmiş. Güç ve iktidarın getirdikleri ve götürdükleri hepimizin şahit olduğu medyatik bir olay ekseninde dönerken bizler için sır dolu kapılar aralanıyor. Kraliçe, sırtlandığımız yükleri büyüklüklerine bakmaksızın taşımanın zorluğunu hatırlatıyor, yaşatıyor. detay >> |
| |
|
| Rüya Kızlar keyifle izlenebilecek bir sürükleyiciliğe ve zaman zaman izleyiciyi yerinden hoplatacak eğlenceli şarkılara sahip. Prodüksiyon bol ayrıntılı; özenle tasarlanmış. Maalesef hikayenin geçtiği döneme temelli derinliğin müziğe boğulduğu anlar seyirciyi yorabilir. Müzikal-severleri fazlasıyla doyuracak yapımda geleceğin ses getirecek starı Jennifer Hudson’ı da izlemek mümkün.detay >> |
| |
|
| Berlinale’nin 57inci yılında yarışan filmlere baktığımızda yönetmen ya da senaristlerden çok performansların sivrildiğini görüyoruz. Yönetim açısından yenilikçiliği ve deneyselliğiyle öne çıkan filmlerin eksikliğinin yanı sıra izleyiciyi derinden etkileyebilecek öykülerin yokluğu da üzücüydü. Bununla birlikte mizah ve duygu yüklü performanslara şahit olduk.detay >> |
| |
|
| Kanlı Elmas’da, hem olumlu hem olumsuz algılanabilecek filmcilik anlayışları hüküm sürüyor. Zwick bir yandan Afrikalı çocukların isyancılar tarafından beyinlerinin yıkanışına yer vererek şiddetin genç zihinlere nasıl kazındığını açıkça gösteriyor. Hemen ardından zamanın dramatik bir sahne için donakaldığı anlar geliveriyor... Kanlı Elmas’ın bende uyandırdığı karmaşık duygulara rağmen yine de keyifli bir seyirlik olduğunu söylemek kesinlikle mümkün.detay >> |
| |
|
| Ana hikaye, hüküm giymiş bir pedofilin kasabaya geri dönmesiyle kasaba halkının içine yerleşen korku ve trajediden beslenerek ilerliyor... Aile, ebeveynlik ve bunların getirdiği ‘dayanılmaz’ sorumlulukların henüz çocukluk ve gençlik hayallerini dolduramamış iki tutkulu insan üzerindeki baskılarını işleyen filmde bu yan öykünün varlığı, Tutku Oyunları’nın basit hikayesine daimi bir iç sıkıntısı ve tedirginlik, her an patlayabilecek bir dehşet havası veriyor.detay >> |
| |
|
| Yılın Başkanı, önce Amerika’nın kendi politikalarına karşı özeleştirel olabildiği, yeni bir çaba sergilediği ve neticede aklının başına geldiği ilüzyonunu yaratıp, sonra, güya hissettirmeden, yine kendi bildiğini okuduğunun sinemadaki yansıması. Film baş koyduğu yolda hep yarım gönülle ilerleyip, sonra da çok doğru bir ütopyayı tersyüz ediyor; kendi tezini çürütüyor.detay >> |
| |
|
| ‘Ya gerçekten böyle bir şey varsa; ya gerçekten bunlar olabilirse...” gibi soruları sordurmayı başaran Deja Vu sağlam oyuncu kadrosu, göz dolduran dijital efektleri, ilgi çekici hikayesi ve hızlı bir tempoyla harmanlanmış heyecan verici kurgusuyla sinemada geçirilecek eğlenceli birkaç saatin hakkını veriyor. Hatırlardan silinmeyecek bir başyapıt demek zor ama aksiyonu bol, fantastik dünyası zengin olan bu filmi meraklılarına öneririm...detay >> |
| |
|
| Türk sinemasının canlandığı ve özgür düşüncenin giderek daha çok değer bulduğu şu dönemde 12 Eylül’ü konu alan bir film daha sinemamızın değişen yüzünü temsil ediyor. Beynelmilel’in sinema olarak da keyifli bir seyirlik sunarken kendine has bir söylemi olması, Türk sinemasında çeşitlilik yaratan bu yapıtlara iyi bir örnek oluşturmasını sağlıyor... Ama, Beynelmilel’in hüzün dozu düşük, mizah ve hoşluklarla dolu yapısının sosyal gerçekçi bir sona ihtiyacı var mıydı?detay >> |
| |
|
| Müzede Bir Gece, çaresiz bir insanın gerçeküstü problemlere karşı verdiği savaşı hızlı bir macera ve amansız bir komedi eşliğinde anlatmakla kalmıyor, tarihin ne kadar heyecan verici ve hayatlarımız için ne kadar aydınlatıcı olduğunu da gösteriyor. Filmin, büyüklere hayatın getirdiği çelişkiler ve bitmek bilmeyen mücadelelerini anımsatırken, özellikle çocuk seyirciler için çok önemli bir tarih merakı ve zevki geliştireceğinden şüphem yok.detay >> |
| |
|
| Prestij’de Christopher Nolan İngiltere’nin iki ünlü sihirbazını birbirine düşürerek, verecekleri sihir mücadelesini perdeye yansıtıyor; hırs, kıskançlık, inat ve tutku üzerine bir öykü kuruyor. Sinemada insanları gerçekten şaşırtmak ve büyülemenin giderek güçleştiği günümüzde Nolan’ın üstlendiği bu zor görevin, zayıf bir hikaye temeli ve seyirciyi sürüklemek üzere geliştirdiği zorlama metodlarıyla ne kadar hedefe ulaşabildiği tartışılır.detay >> |
| |
|
| Cenneti Beklerken yönetmenin özgün diliyle yoğrulmuş, aynı zamanda sürükleyici bir macerayı da, aşkı da, sanatı da bir çatıda toplamayı başarmış derli toplu ve dört dörtlük olmaya yakın bir sinema. Zaim bireyselken genele hitap edebilen, büyük araştırma ve emeği hissettirirken göze sokmayan, her bakımdan özenli ve tasarlanmış bir film yaparak izleyenlere, benim şimdiye kadar Türk sinemasında rastgelmediğim bir lezzeti hediye ediyor.detay >> |
| |
|
| Will Ferrell, Emma Thompson, Dustin Hoffman ve Maggie Gyllenhaal gibi oyuncuların bir arada olduğu film kurmaca ve gerçekliği karşı karşıya getirdiği gibi, trajedi ve komediyi de harmanlayarak tadına doyulmaz bir seyirlik sunuyor... Lütfen Beni Öldürme zaman zaman hayatın içinde kaybolmuş olduğunu hisseden herkes için iyimser ve pozitif bir soluk.detay >> |
| |
|
| Gurur Dünyası alıştığımız kostüm dramalarının tadını verememekle birlikte, filmin bel kemiğini oluşturması beklenen eleştirel yaklaşımı derinlikle ve tutarlılıkla aksettiremiyor ve atmosfer yaratma, sürükleyen bir hikaye kurma bakımlarından da sönük kalıyor... Film hiçbir şey için değilse de kostüm dramalarını özleyen, biraz salon dansı ve İngiliz üst sınıflarının burnu büyüklüğünü izleyip eğlenmek isteyenler için taze bir alternatif sunabilir.detay >> |
| |
|
| Takva, kendisini hayati gereksinimlerden alabildiğine soyutlamış dindar bir adamın tanımadığı karanlık bir dünyaya adım atışını anlatırken aynı zamanda din ve ticaret; ibadet ve günlük yaşam; günah ve sevap; din ve seks gibi olguların karşı karşıya gelişini de konu ediniyor. Türk sinemasında uluslararası düzeyde sinematografik bir standardı tutturmak ender rastalanan bir başarı. Gerek diyaloglar gerekse oyunculuklar son derece keyif verici.detay >> |
| |
|
| Köstebek, Scorsese sinemasının tadını arayanlar için düş kırıklığı yaratmadığı gibi, Hollywood macera filmlerinin karmaşık ve bol sürprizli senaryo ve kurgu yapısına uygun, alabildiğine sürükleyici bir tasarım harikası... Oscar heykelciğini bir türlü kucaklayamayan Scorsese, Köstebek ile takipçilerine olgun ve usta sinemacılığının en güzel örneklerinden birini hediye etmiş.detay >> |
| |
|
| Dondurmam Gaymak, yaratıcısı Yüksel Aksu’nun beyaz perdeye yansıtmakta anlaşılan çok hevesli olduğu politik ve estetik düşünce ve prensiplerine bahane olmuş; bu uğurda sinema kurban edilmiş... Dondurmanın nasıl yapılması gerektiği sinemaya ve kapitalist topluma dair binbir göndermeyle tarif ediliyor iyi güzel de, iş film yapmaya gelince birkaç malzeme maalesef eksik.detay >> |
| |
|
| Demirkubuz, aşkın ve tutkunun insanın kendisine ve sevdiğine ne kadar zarar verebileceğini, ne kadar canavarlaşabileceğini izleyiciye “bitse de hem onlar kurtulsa hem biz” duygusunu sık sık tattırarak yansıtıyor. Nitekim film senaryo ve oyunculukların da ötesinde işçilik açısından titizlikten uzak.detay >> |
| |
|
| 59. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu ödüllerini alan Babil, son zamanlarda gündemi yakalamış en tarafsız, en doğrudan ve insanlığın durumunu anlatacak en merkezi duyguları, metaforları ve imgeleri seçerek yansıtan yapıt.detay >> |
| |
| 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 |
| |
| |
| |
| |