Eşini kaybettikten sonraki ilk Noel yemeği için ülkenin farklı yerlerine dağılmış dört çocuğunu birden ağırlamayı bekleyen Frank, çeşitli bahanelerle kimse onu ziyaret edemeyince hayal kırıklığına uğrar. Hastalığına rağmen çocuklarına sürpriz yapıp hasret gidermek için yola çıkar. Çocuklarının her biri tarafından pek sıcaklıkla karşılanmayan Frank, kısa süre içinde dördünün de ondan sakladığı şeyler olduğunu keşfeder.
Herkesin Keyfi Yerinde, 60 yaşlarındaki kahramanını gelecek misafirleri için ufak hazırlıklar yaparken gösteren ilk planlarından itibaren nedeni henüz bilinmeyen, ama izleyicinin boğazına koca bir düğüm yerleştirebilecek bir trajedi duygusuyla yüklü. Telefonda duygusuz birer suçlulukla ifade edilen bahaneler ise filmin sonuna kadar yakamızı bırakmayacak iç gıcıklanmalarının habercileri.
Telefon teli kaplayarak hayatını kazanıp çocuklarını okutan bir babanın, binlerce insanı birbirine bağlayan telleri örerken kendisiyle çocukları arasında kurmayı aksattığı bağları simgeleyen telefon teli görüntüleri, film boyunca Frank’in çocuklarıyla görüşmelerini gösteren sekanslar arasındaki kopuklukları bir arada tutmak için çırpınıyor. Aynı Frank’in ailesini tanımak için sarfettiği geç kalmış eforları gibi...
Aile arasındaki yabancılık, ölümle beraber değişen aile dinamikleri, ebeveyn ve çocuklar arasındaki suçluluk ve pişmanlıklarla üzeri örtülen, ancak pratik hayata yansıdığından çok daha farklı olabilen sonsuz sevgi ve bağlılık, Herkesin Keyfi Yerinde’de çok yalın ve dokunaklı yöntemlerle anlatılmış.
Sanıyorum Herkesin Keyfi Yerinde gibi filmler, sinemasal zirvelerden çok izleyicinin konuyla ne kadar empati kurabildiğiyle paralel olarak kendini kanıtlayabiliyor. Öyle ki film, eleştirmenin şu veya bu kriterlerinden, izleyicinin şu veya bu sinemasal tercihlerinden ziyade konusu ve biçiminin kişisel algılanışına göre değerlendirilebilir ancak. Nitekim Robert De Niro başta olmak üzere tüm performanslar, senaryo ve akışın yetkinliği, izleyicinin kendi hisleriyle baş başa kalmasına elverişli bir ortamı sağlamayı başarıyor. Gerisi size kalmış...
Selin Sevinç